2. dünya savaşı yeni bitmişti, savaşın etkileri hala ülkeler arasında kendini hissettirmeyi başarıyordu. Tam da bu dönemde Sovyetler ile Amerika arasında yeni bir yarış başlamıştı. Göklerin yani uzayın hakimiyeti; kimin olacaktı?

Herkes bu konuda en iyi olan ülkenin; NASA kuruluşuna sahip olan, Amerika olduğunu düşünüyor değil mi? Bu dönem öyle değildi. NASA yine muhteşem bir bilimsel güce ve ödeneğe sahipti ancak Sovyetler Birliği neredeyse; uzaya ilk insanlı aracı göndermek üzereydi. Üstelik bu konuda Amerika’ya kafa tutuyor ve her yerde Amerika’dan iyi oldukları yönünde açıklamalar yapıyorlardı. Koca bir NASA, mühendis ve teknik ekibi; bir yerlerde yanlış yapıyorlardı.

Sovyetler; 1968 yılında Ay yüzeyinde insanın yürümesini sağlayacak ilk roketi hazırladıklarını dünyaya duyurdu. İşte her şey bu anda başladı.

Sovyetler bu duyuru ardından NASA’dan açıklama gelmediği için bir zafer sarhoşluğu yaşıyorlardı. Muhteşem bir eserdi yaptıkları. Bunu bütün dünyaya göstermek istediler. Belirli yerlerde roketi sergileme kararı aldılar.

Yaptıkları ilk yanlış roketin bulunduğunun duyurulması, ikinci yanlış ise roketin orijinalini sergilemeleriydi. Roket sayısız yerde sergilendi.

Sovyetler Artık CIA ile Karşı Karşıyaydı

Haliyle bu durum Amerika için can sıkıcı olmuştu. Ellerinde muhteşem bir teknoloji vardı ancak hala Ay’a insanı nasıl göndereceklerini bilmiyorlardı. Sovyetlerin yaptığı gövde gösterisi Amerika’nın harekete geçmesini sağladı. Amerika’nın muhteşem olan tek ekibi NASA değildi. CIA’de dünya genelinde kendini kanıtlamış muhteşem bir ekipti.

CIA ajanlarına emir verildi. Roket ile ilgili detaylar hızlı bir şekilde NASA eline ulaşmalı ve ilk insanlı uçuş Amerika tarafından yapılmalıydı. Ajanların yakalanmaması ise son derece önemliydi; aksi halde iki devlet arasında muhteşem bir savaşın tetiğine basılabilirdi.

CIA muhteşem bir plan hazırladı…

Roket; her sergilendiği yerde yeniden parçalara ayrılıyor ve tekrar bir araya getiriliyordu. Roket sergilendikten sonra araçlara yükleniyor ve depoya götürülüyor, ardından tekrardan bir araya getirilmek üzere başka bir sergi alanına götürülüyordu. CIA; roket için bir ekip oluşturuldu. Parçalarının detayları öğrenilmeliydi; Amerika ancak bu şekilde uzaya gidebilirdi.

Ajanlar önce roketin taşındığı araçları ayarladılar.

Acemilik Başlarına Bela Oldu

Roketin taşınmasından sorumlu ekip içerisine kendi adamlarını yerleştirdiler. Sovyetler burada da ihmalkar davranmış ve roketten görevli kişileri sıradan görevlilerden seçmişti. Bu adımların hemen sonrasında depoda roketi inceleyecek ekip oluşturuldu. Ekibin; parçaları hızlı bir şekilde açmaları, detaylarını incelemeleri ve aynı zamanda da parçaları tekrar toplamaları gerekliydi. Parçaları ilk defa gören ekibin, parçaları toplarken asla orijinal bir şekilde toplamalarına imkan yoktu çünkü yeterli zamanları yoktu.

Roket fırlatılmaya hazırlanmadan önce kontrol edilene kadar; parçaların açıldığından kimsenin haberi olamazdı. Bu durum Amerika’ya zaman kazandıran detaydı ve ancak böyle Amerika’dan şüphelenilse de kanıtlanması mümkün olmazdı. Roket; birçok yerde sergileniyordu ve korunması adına yeterli tedbirlerin alınmadığı ortadaydı. Bu nedenle kimse; CIA ve NASA ile ilgili suçlamalarda bulunamazdı çünkü bu aynı zamanda bu büyük bir ihmaldi.

Sovyetler Birliği hiçbir zaman:

“Amerika; roketin nasıl yapıldığını bizim dikkatsizliğimiz sayesinde öğrendi!” diyemezdi. Bu ülke için büyük bir utanç olurdu.

Roket Artık NASA’nın Elinde

Roketin nasıl yapıldığını anlamaya çalışan uzman ekibi sabaha karşı çalışmayı bitirdi. Roket o gün tekrar sergilenmek üzere yola çıktığında artık eski roket değildi. Roket ile ilgili bütün detaylar alınmıştı. Amerika; roketi daha muhteşem bir hale kısa sürede getirmeyi başardı.

Ağustos ayında yayılan:

“Sovyetler uzaya insan gönderilebilecek roket yapmış!” haberi ardından, 16 Temmuz 1696 günü Apollo 11 fırlatılmaya hazırdı.

Son ana kadar bütün bilgiler saklandı ve Sovyetler Birliği için bu haber tam bir hayal kırıklığı oldu. Amerika tabii ki Sovyetler Birliği’nin yaptığı hataları yapmadı. 16 Temmuz günü Apollo 11 içerisinde 3 astronot ile dünyadan ayrıldı. Sovyetler Birliği; bu haber ardından 4 kere uzaya araç göndermeye çalıştı ancak başarısız oldu. Amerika’nın roket ile ilgili bilgileri çaldığını anlamasına rağmen; asla bu konu ile ilgili açıklamada bulunmadı çünkü bu o dönem, büyük bir utanç anlamına gelecekti.

Astronotlar Ölüme Terkedilecekti

Apollo 11 / Neil Armstrong – Aya ilk ayak basan insan.

Apollo 11 içerisinde; Neil Armstrong, Michail Collins ve Edvin Buzz Aldrin vardı. Dünya bu uçuşa tanıklık etmiş, milyonlarca insan roketin ateşlenmesini izlemişti. NASA; an ve an roketten görüntüler sunuyordu. Astronotlar bu görev öncesinde aylarca eğitim görmüşlerdi. Her ihtimal için kendilerini hazırlamışlardı. Ölüme bile… Astronotlar, Ay’a yaklaştıkları anda; NASA ile iletişimleri devam ederken, göstergelerinde, yakıtlarının azaldığını gördüler.

Bütün dünyanın kulağı o anlarda NASA’ya çevrilmişti. Büyük bir reklamdı bu Amerika için. “Uzay yarışını ben kazandım!” demekti. Bir anda Astronotların panik halindeki sesleri duyuldu!

“Henüz yüzeye inemedik! Yakıtımızın bitmesine 15 sn var!”

Tam bu anda nefesler tutuldu. Herkes sustu ve Apollo 11’den gelecek bir haber beklendi. Kısa süreli bir bağlantı kopuşu yaşanmıştı. Tekrar bağlandıklarında ise gelen haber;

“Kartal inişi gerçekleştirdi” olmuştu.

NASA o sırada başardığının farkındaydı. Olmuştu. Göklerin hakimi an itibari ile bütün dünyanın gözü önünde NASA olmuştu. Ayda yürümek için ilk hareket eden; Neil Armstrong oldu. Doğaçlama bir şekilde kapsülden inerken; “Benim için küçük fakat insanlık için büyük bir adım!” dedi.

Cümlenin; senelerce insanların dilinde bir slogan olacağını hayal bile etmediği kesin. Bu cümleyi hangi hislerle kurduğunu; döndüğünde kendisi bile açıklayamadı. Attığı adımın büyük bir adım olduğunu bilmesi dışında sonrasında olacakları hayal dahi edemiyordu. Edvin Buzz Aldrin; Neil Armstrong ardından Ay’a inen 2. kişi oldu. Bu sırada Michail; NASA ile bağlantı kuruyor ve pilot olarak görevini yerine getiriyordu.

Yapımında; 400 bin mühendis ve teknisyenin çalıştığı, 24 milyar dolar harcanarak yapılan roket; artık Ay’ın zeminindeydi. Astronotlar ise başarısız olmaları halinde burada öleceklerini bilerek görevi kabul etmişlerdi.

ARACI ÇALIŞTIRAMIYORUZ!

Ay ve yüzeyi ile ilgili gerekli bilgilerin alınması ardından artık geri dönme zamanıydı. Astronotlar; Ay yüzeyinden kalkış yapacak ve ardından dünyaya döneceklerdi. Michail, pilot olarak aracı kaldırmaya çalıştı. Her şey doğru görünüyordu ancak araç yerinden kalkmıyordu. Tekrar panik halinde NASA ile iletişime geçildi. Aslında onlar da biliyordu. Bu durum için yapılacak şey son derece sınırlıydı. Michail; NASA’ya seslendi:

“Aracı çalıştıramıyoruz!”

NASA bir anda paniğe kapıldı. Herkes birkaç yönerge dışında yapılacak bir şey olmadığını biliyor ve bu yönergeler işe yaramazsa; aracın geri dönmeyeceğini, belki de astronotların orada canlı canlı öleceğini, buna milyonların şahitlik edeceğini biliyordu. Giden astronotlar zaten oraya ölüme hazır gitmişlerdi ama bu anda ölümü beklemedikleri kesindi. Bir süre yaşanan panik ardından sorunun; Neil Armstrong tarafından toplanan ay taşlarından kaynaklandığı anlaşıldı. NASA, Michail ile iletişime geçti:

“Aldığınız taşlar aracın dengesini bozuyor. Geri dönmek için taşları bırakmanız gerekli!”

Neil Armstrong, bu aşamada taşları bırakmak yerine; taşlar ile aynı ağırlıkta olan ayakkabılarını Ay’a bıraktı. Can korkusu ile taşları uzaya fırlatabilir ve “Gidelim şu lanet olası yerden!” diyebilirdi. Ama demedi. 43,5 numara olan astronot ayakkabılarını bırakması ile birlikte Apollo 11 çalıştı ve dünyaya döndüler. Sonraki dönemlerde uzaya giden 9 rokette görev alan astronotlar da ayakkabılarını bilim adına Ay yüzeyine bıraktı. Bugün hala 10 çift astronot ayakkabısının uzayda beklediği bilinmektedir. Bazen ilerlemek için bir şeylerden vazgeçmek gerektiğinin en güzel göstergesidir.

Piri Reis Türkleri Uzaya Götürdü

Amerika ve Sovyetler Birliği; uzay ile ilgili yarış halinde olduğu dönemde Nazım; Piri Reis haritası için bir şiir yazmıştı. Şiirin sonunda; yürek gibi olan Piri Reis gemilerinin, kosmosa hareket edeceğinden bahsediyordu. Kosmos; uzay anlamında kullanılmıştı. NASA henüz Nazım Hikmeti bilmiyordu ama Piri Reis’i tanıdığı ve saygı duyduğu kesin… Bir denizcinin NASA ile ne alakası var diyebilirsiniz ama aslında Piri Reis tam bir uzay adamıydı. Nasıl mı?

Topkapı Sarayı oldukça eski bir saray. Saray da denemez aslında; askeri bir kışla. İstanbul dendiği zaman akla ilk gelen ve gezilecek yerlerden birisi olması da cabası. Zaman içinde eskiyen saray için 1929 yılında restorasyon emri çıkar. Harem Dairesi sarayın en fazla ilgi gören yerlerinden birisidir. Restorasyonun ilk olarak bu kısımdan başlanmasına karar verilir. İşler bütün hızı ile ilerlerken, Müze Müdürü olarak görev yapmakta olan Ethem Eldem; çalışanları kontrol etmek için ufak bir geziye çıkar. Çalışanların; restorasyonun ne kadar kısmını hallettiğine bakmaktır amacı.

İşçiler o sırada öğlen yemeği yemektedir. Yemeklerinin altına da kendilerince değersiz olan, yemeklerin etrafa dökülmesini engelleyecek, eski bir kağıt parçası sererler. Ethem Bey; kontrolünü bitirir ve işçilerin yanından ayrılmak için hazırlanır. Tam da o anda! gözü işçilerin yemekleri altında olan kağıda ilişir. Ethem Bey ileri doğru bir adım atıp o kadar hiddetli bir şekilde geri dönmüştür ki işçiler bir anda yemek yemeyi keser. Ethem Beyin adımları hızlanır ve kağıda dikkatlice bakmaya başlar. Şaşkın ve kızgın bir haldedir. İşçiler hızlıca masadan kalkar. Ethem Bey hala kağıdı incelemektedir.

Bazı anlarda; sessizliğin bir süre sonra yerini fırtınaya bırakacağını bilirsiniz ya işte tam da öyle bir andadır o gün Harem Dairesi içerisinde olan kişiler için. Ethem Bey bir anda adeta gürler:

“Hemen şu yiyecekleri kaldır!”

İşçiler zaten korkmuş durumdadır. Hemen yemekleri kaldırırlar. Ethem Bey, kağıdı eline alır. İşçilerin eski ve değersiz gördüğü o kağıt parçası; bir gün Türklerin uzaya gidişini temsil edecektir.

Piri Reis Haritası Uzay Demektir

Bulunan muhteşem kağıt parçası aslında Piri Reis tarafından çizilen o ünlü dünya haritasıdır. Harita; işçilerin yemeklerinin yağına bulanmış bir şekildedir. Aslında bulunan da haritanın tamamı değil; 5 bölümünden birisidir. 4 bölümünün ise nerede olduğu hala meçhuldür.

Piri Reis haritasını özel kılan şey ise neredeyse uzaydan çekilmiş gibi bütün; Amerika Kıtası ve Atlas okyanusunun çizilmiş olmasıdır. Bir fotoğraf kadar kaliteli ve kusursuz bir Amerika çizimi Piri Reis’in yaşadığı dönemde söz konusu değildir. Şu anki dünya haritası uzaydan görüntüler alarak çizilmiştir ve Piri Reis haritası ile bu haritalar arasında çok ufak sapmalar mevcuttur.

Herkes bunun imkansız olduğunu hatta uzaylıların çizime yardımcı olduğunu iddia eder. Oysa ki Piri Reis bilgi deryalarında kaybolan bir denizci. Bilgi adamı. Kendinden sonraki nesillere ışık olmak istercesine çizdiği haritasının; sol alt köşesine kaynaklarını bırakmış. Bilgi paylaşıldıkça değerlenir. Bunu da ancak öğrenmeye aç biri bilebilir. Kendisi bu haritayı çizerken o dönem kullanılan ve başarılı olduğuna inanılan 34 kadar haritadan yararlanmıştır.

Amerika Keşfi Olayları

Yararlanılan haritalardan birisi; 1498 yılında kabul görmüş Kolomb haritasıdır. Kolomb; 3 kere keşif seferi düzenler. Seferlerin üçünde de yanında bir denizci vardır. Bu denizci; Piri Reis’in amcası olan Kemal Reis’e; kabul gören Kolomb haritasını verir. Günümüzde bu haritanın hala kayıp olan Kolomb haritası olduğu konuşulmaktadır. Bazı kaynaklar; Kolomb yanındaki denizcinin Kemal Reis olduğunu öne sürer. Ölümü ardından Kolomb’un günlüğü ele geçirilir.

Kolomb’un seferlerinden birisinde yanındaki denizciden övgü ile bahsedildiği görülmektedir. Günlükte bir isyandan bahsedilir. Keşif sırasında Kolomb ve tayfasının yiyeceği kalmamıştır. Gemide isyan çıkar. Kolomb isyanı nasıl bastıracağını bilemez ve karanın ne zaman görüneceğine dair fikri yoktur. Bir açıklama yapar:

“Karanın göründüğünü ilk müjdeleyen kişiye ağırlığınca altın!”

Herkes ufku izlemeye başlar ancak bu durum uzun sürmez. Gemide bulunan tayfalardan birisi Kolomb’un yanına gelir:

“Efendim; yıldızları izledim. Kara 2 gün uzaklıkta.” Bilgisini verir.

Bu bilginin hemen ardından gemide bir kargaşa daha çıkar. Tam da bu sırada Kolomb; bilgiye çok güvenmemiş olsa da tayfalara, 2 gün sonra karanın görüneceğini söyler ve isyanı durdurur. 2 gün sonunda gemide bir bağırış yankılanır…

“Kara göründü!”

Kolomb; günlüğünde isyandan bahsetmekle kalmamıştır. 2 gün sonra karaya varacağını söyleyen denizci ile ilgili fikirlerini de paylaşmıştır.

“Karayı ilk görene altınları vaad ettim. Karayı gören kişiye ise altınları veremezdim. Çünkü karayı ilk gören O’ydu. Ancak O; onu takdir edip altınları veremeyeceğim kadar hor görülen bir dine mensuptu.”

Kolomb yanında görev alan kişi; Kemal Reis ise yıldızları, göğü herkesten önce tanımaya başladığı kesin. Kemal Reis ve Piri Reis; uzay ile ilgili bildiklerini aslında bu haritaya nakşetmişlerdi.

19 Kasım 1969 Türkler Piri Reis Sayesinde Uzaydaydı

Apollo 12’nin ambleminde bulunan gemi!

Piri Reis haritası üzerinde en dikkat çeken ve Ethem Bey tarafından haritanın fark edilmesini sağlayan şey haritanın üzerindeki gemi resimleridir. 10 büyük gemi resmi haritaya özenle çizilmiştir. Evreni ilk keşfedenler denizciler olmuştur. İnsan oğlu henüz uçmanın; yerden yukarı havalanmak olduğunu fark edememişken, denizciler dünyanın yuvarlak olduğunu keşfetmiştir. Denizcilik demek bilim demektir. Harita bilgisi, astronomi yıldız bilgisi demektir. Bilimden uzak kalırsan denizde ve uzayda yerin yok demektir.

Piri Reis haritasında bulunan gemiler; 14 Kasım 1969 günü uzaya gönderilen; Apollo 12 ambleminde yer almaktadır. 19 Kasım 1969 günü Ay’a inen Apollo 12 ile Türkler aslında Piri Resin gemileri ile uzaya gitmiştir. Amerika; Amerika kıtasını elindeki imkanlar ile kusursuza yakın bir şekilde çizen Piri Reis’e saygı duyduğunu bu şekilde göstermek istemiştir.